Performans ‘ödevi’ kaldırıldı

Performans 'ödevi' kaldırıldıOkul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğiyle performans görevi kaldırılarak öğrencilerin sınıf veya okul içinde yapacakları “ders etkinliklerine katılımları” ile değerlendirilmelerine imkan sağlandı.

-Yönetmelikle, normal öğretim yapılan ilköğretim okullarında yemek ve dinlenme için verilen öğle arası en çok 90 dakika olabilecek

-Daha çok çocuğun okul öncesi eğitimden yararlandırılması amacıyla okul öncesi eğitim kurumlarının tamamında ikili eğitim uygulamasına geçildi

-Ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında; eğitim ve öğretim yılında özürsüz 20 gün devamsızlık yapanların sınıf geçmesi veya sınıf tekrarına şube öğretmenler kurulunda karar verilecek

ANKARA (AA) – Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), uygulamada çoğunlukla velilerin hazırladığı performans görevini kaldırdı. performans görevi yerine öğrencilerin ders etkinliklerine katılımları ile değerlendirilmelerine imkan sağlandı.

MEB Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği, Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Okul Öncesi Eğitim Kurumları ile Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları yönetmelikleri 208 maddeyken, iki yönetmelik iller ve ilgili tüm paydaşların geri bildirimleri de dikkate alınarak birleştirildi ve 97 maddelik tek yönetmelik halinde sadeleştirildi.

Yönetmelikle, uygulamada çoğunlukla velilerin hazırladığı performans görevi kaldırıldı. Bunun yerine öğrencilerin, sınıf veya okulda yapacakları “ders etkinliklerine katılımları” ile değerlendirilmelerine imkan sağlandı. Yönetmelikte, ders etkinliklerine katılım, öğrencilerin, sınıf veya okulda yaptıkları eleştirel düşünme, problem çözme, okuduğunu anlama, araştırma yapma gibi bilişsel, duyuşsal, psikometri alanındaki becerilerini kullanmasını ve geliştirmesini sağlayan, performansını değerlendirmeye yönelik çalışmaları olarak tanımlandı. Proje uygulamasına ise önceden olduğu gibi yönetmelikte yer verildi. Okumaya devam et

Bizlere yanlışımızı görme basireti ve feraseti ver

Allah’ım…
Suya hasret kalan yeryüzünü yağmurla yıkadığın gibi,
kalplerimizdeki kin ve adaveti muhabbet ve uhuvvet  ile yıka…
Semalarımızdan kurak kışları kaldırdığın gibi,
Müslümanlar arasındaki ayrılığı ve tefrikayı kaldır…
Bizlere yanlışımızı görme basireti ve feraseti ver…
Bizi ümmete zarar verecek çıkar ilişkilerinden koru…
Amin…

Zeki Doğan

Kadir Gecesi Dua’m…

Gece-Dua-Eden-Muslim

 

Allah’ım!… Ölüme benzeyen uykudan bu mübarek güne uyandırdığın gibi, bizi gaflet uykusundan da uyandır…Bizi mensubu olduğumuz dinin kadrini bilenlerden eyle…Müslüman olarak yarattığın bize mü’min olma şuuru nasip et…Bizi sadece Senin rızan için çalışan kullarından eyle…Bize dünyamızı  Ramazan, ahiretimizi bayram olarak yaşat…Bu mübarek geceyi ümmetin uyanışına vesile kıl…Amin…

Zeki Doğan

Kadir gecesi nedir? Bu gece nasıl dua edilir?

Kadir gecesi nedir? Bu gece nasıl dua edilir?En nurlu ve feyizli geceyi Kadir Gecesinde idrak ederiz. Kur’ân’da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir. Bu bereketli saatlerin şeref ve kıymetini Kâinatın Rabbi Sevgili Habibine haber vermektedir. Bu gecenin faziletine o kadar değer verilmektedir ki, o vakitlerde tecelli edecek rahmetin ve ruhanî hâdiselerin anlatılması için müstakil bir sûre inmiştir. Bu sûre Kadr Süresidir.

Yine Cenâb-ı Hak bu gecenin kudsiyetini bildirmek için beş âyetli bir sûrede üç defa “Leyletü’l-Kadr” ifadesini açıkça zikretmektedir:
“Şüphesiz, o Kur’ân’ı Kadir Gecesinde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”

Ulvî hâdiseler de sûrenin sonunda şöyle ifade buyurulur :
“O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir.”

Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.

Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.

Bu gecedeki İlâhî ziyafete ve Kur’ânî sofraya başta Kur’ân-ı Mübini Resulullah Aleyhissalâtü Vesselama vahiy yoluyla getiren Cebrail olmak üzere melekler de inerek şenlendirirler. Okumaya devam et

Yavuz’un Gazze’si

yavuz sultan selim“02 Ocak 1517’de Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim, Gazze’ye girdi. Ama bu “giriş”, her türlü gösteri ve gösterişten uzaktı. Yavuz Padişah’la yanındakiler anlamlı bir “mahçubiyet” içinde at sürüyorlardı. Her adımlarında Allah’a şükür vardı: “Biz kendi sınırlı gücümüzle ve irademizle böylesine muazzam bir fethi gerçekleştiremezdik, Allah nasip etti” demek ister gibiydiler”.

İşte bu yüzden, Yavuz’un Gazze’ye girişi, “hâkimiyet” duygusuyla kamçılanmış “gururlu bir giriş” olmamış, tam tersine bir “tevazu yürüyüşü” ve hatta “hizmetkâr girişi” şeklinde olmuştur.

Hatırlayacaksınız: Mısır fethi sırasında, İsmini hutbede “Hâkim’ül Haremeyn” (Mekke ve Medine’nin hükümdarı) şeklinde okuyan imamı, “Hâdim’ül Haremeyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetkârı) diye okuması için uyaran Padişah, Yavuz Sultan Selim’dir.

Yavuz Padişah, Kudüs’e ve Gazze’ye, Hz. Âlişan Efendimiz’in (selat ve selam olsun) fetihten sonra Mekke’ye girişi gibi, Hz. Ömer’in (Allah razı olsun) ve Sultan Selâhaddin’in Kudüs’e girişi gibi, Sultan Fatih Mehmed’in İstanbul’a girişi gibi boynu bükük girmiştir.

Bu tür fetih yürüyüşleri, Müslüman hükümdarları diğerlerinden ayıran en belirgin özelliktir. Müslüman hükümdarlar, galibiyeti ve mağlubiyeti Allah’tan bildikleri için galibiyet karşısında şımarmaz, mağlubiyet karşısında ise pes etmezlerdi. Ayrıca fethettikleri bölgenin ahalisini “Vediatullah” (Allah’ın emaneti) sayarlar ve asla zulmetmezlerdi.

Diğerleri ise her şeyi kendilerinden bildikleri için galibiyet karşısında şımarır, o şımarıklıkla “öteki”lere zulmeder, baskı yapar, mağlubiyet karşısında ise çözülür çökerlerdi.

Filistin topraklarında da bu tablo en belirgin ve çarpıcı şekilde defalarca yaşanmıştır. Okumaya devam et