Archive | 28/10/2010

CHP, Menderes’e karşı Ticanileri nasıl kullanmıştı?

1946’da “açık oy gizli sayım” yaparak seçimleri kazandığını açıklayan Milli Şef CHP’si, bir sonraki seçimlerde başına gelecekleri görmeye başlamıştı. 20 yıl boyunca yok edilmek istenen dini inancın sapasağlam ayakta durduğunu fark etmişti.
İsmet İnönü, bu tarihten sonra yeni bir politika izlemeye başlar. Bu kez, yok etme çabalarını geri plana iter, ön tarafa mevcut durumdan istifade etme ve lehlerine çevirme yoluna gider.
1924’ten itibaren hayata geçirilen uygulamalar, yerini bugünün CHP’sinin bile atmaya cesaret edemeyeceği adımlara bırakır.
17 Kasım 1947’de toplanan 7. CHP Kurultayı’nda Hamdullah Suphi Tanrıöver, dine getirilen kısıtlamaların toplumu DP’nin kucağına ittiğini anlatır ve alınması gereken tedbirlerin neler olabileceğini sıralar. Sert tartışmalar yaşanır. Tartışmalı kurultay tam 19 gün sürdü.
Sonrasında gündeme getirilenlerin önemli bir kısmı hayata geçirildi. 1947’den itibaren 14 Mayıs’ta DP’nin iktidara gelmesine kadar neler hayata geçirildi kısaca bakalım.
- Hacca gideceklere ilk kez döviz tahsis edildi.
- İlkokul 4. ve 5. sınıf öğrencilerine din dersi eğitimi verilmeye başlandı.
- İlk İmam Hatip okulları ve İlahiyat Fakülteleri açıldı.
- 1925’ten bu yana bakımı yapılmayan mabetlerin bakım ve onarımları gerçekleştirildi, din adamlarının maaşlarında ciddi iyileştirme yapıldı.Öğrenci yokluğu gerekçesiyle kapatılan Kuran kurslarının açılmasına izin verildi.

BAYAR’IN LAİKLİKLE İLGİLİ SÖZLERİ, CHP’YE SEÇİM MALZEMESİ

Toplum, bu yapılanları benimsiyor ama geçmişte yaşattıklarından dolayı CHP’den artık sıdkı sıyrılmıştı. Sıcak bakmıyordu. Esas itibariyle hiçbir farkı yok gibi görünse de Demokratları bir kurtuluş umudu gibi görür olmuştu.  Hatta bir çok kişiye garip gelebilir ama 1950 seçimleri öncesinde laikliğin savunucusu DP lideri Celal Bayar, dini kavramların müdafii ise CHP’liler olmuştu.

Seçim kampanyası sırasında Celal Bayar, Bursa mitinginde laikliği öven, “kara kuvvet”i (irtica) yerden yere vuran bir konuşma yapmıştı. Dindar kesimin önde gelen yayın organı olan Sebilür-Reşat dergisi, bu sözleri yerden yere vuran bir sayı hazırlar. Her cümlesini ele alır ve Celal Bayar’a ağır eleştiriler yöneltir. Okumaya devam et

Son 29 Ekim…

Tüm tartışmalara, tüm çatışmalara rağmen Türkiye tarihinin en önemli evrelerinden birisine giriyor. Dokuz ay sonra genel seçimler yapılacak ve onu takip eden dönemde Türkiye tüm aktör ve unsurlarıyla yeni ve ilk sivil anayasası için seferber olacak.

Sivil bir anayasanın siyasi iktidardan ana muhalefete değin siyasi bir taahhüt haline dönüşmesi, bu konudaki toplumsal ve siyasi mutabakatın önemli bir göstergesidir.

Türkiye bu noktaya kolay gelmedi… Demokrasi deneyiminde alınan yol sanıldığından çok. 1970′lerde emeğin, 1980′lerde bireyin, 1990′larda kimliklerin, en nihayet 2000′lerde sivil demokrasinin keşfi siyasi süngü savaşlarıyla mümkün oldu. Ama en azından bu açıdan, bu konulardaki farkındalık açısından açık bir alana çıkmış bulunuyoruz.

Demokrasi fikri, algı ne olursa olsun, çevreden siyasete, sağlıktan tüketime günlük tartışmaların ana ekseni ve sorunlara yaklaşımın ana pusulası haline geldi.

Sivil bir anayasanın bizim için iki noktada önemi var. Birincisi sembolik ve politiktir. Açıktır ki Türkiye son elli yıldır zamanın ve demokrasinin ruhuna aykırı nitelik taşıyan anayasal metinler tarafından yönetiliyor. Bu metinler, içerik açısından güvenlikçi bir bakış açısına, askercil merkeziyetçi bir dokuya sahipler. Hazırlanış açısından askeri kurucu iktidarların eserleri, diğer ifadeyle toplumsal sözleşme gücü taşımalarına rağmen mutabakatların değil, dayatmaların sonuçlarıOkumaya devam et

Bilgisayarınızı nasıl aldığınız gün kadar hızlı yaparsınız?

Hayattaki en sinir bozucu şeylerden biri de yavaş bir bilgisayarda çalışmaktır. Pahalı yeni bir bilgisayar alıyorsunuz, hızlı açılmasını, hızlı çalışmasını ve internet sitelerini hızlı bir şekilde yüklemesine bayılıyoruz. Ancak yavaşlamaya başlayınca, rutin işleri bile beklerken saçımızı başımızı yoluyorsunuz. Peki bunun nedeni nedir?

Howlifeworks adlı internet sitesinde yayınlanan habere göre, cevap aslında oldukça basit ve bunun nedenlerini ve çözüm yollarını anlamak için teknisyen olmanız gerekmiyor. İyi haber ise sorunun bilgisayarın diskinde olmaması. Esas problem, bilgisayarın yazılımında oluşan değişikliklerden kaynaklanıyor. Bilgisayarınızı yavaşlatan en yaygın 2 neden şudur:

Registry (kayıt) hataları: Bir program, oyun ya da dosya yüklediğiniz her sefer, bilgisayarınızın yazılım kaydı bunları yürütebilmek için yeni komutlarla güncelleniyor. Yüklediğiniz bu programı, oyunu ya da dosyayı kaldırdığınızda bu komutlar genellikle bilgisayarınızda kalıyor. Bilgisayarınızı her çalıştırdığınızda bu komutları uygulamaya çalışıyor. Fakat, geçerli program bulunamadığı için kayıt (registry) hatası veriyor. Bilgisayarınız yapması gerekenden fazla iş yapıyor ve bu nedenle yavaşlıyor.

Bununla mücadele etmenin en iyi yollarından biri Advanced Registry Optimizer 2010 (kısaca ARO) olarak isimlendirilen programdır. Okumaya devam et

Kansere Karşı Brokoli

Kansere Karşı BrokoliYapılan tıbbi bir araştırmaya göre haftada belirli aralıklarla yenen Brokoli, Kansere karşı vücudü koruyor.

Chicago İllionis üniversitesi araştırmacılarının gerçekleştirdiği araştırmaya göre, haftada yaklaşık 3 ila 5 porsiyon brokoli tüketmek vücut için tam olarak gerekli direnci vermede yetersiz görüldü.

 Brokolide bulunan birtakım vitaminler kansere karşı mücadelede etkili performans sergileyerek gerekli desteği veriyor.

Bağırsak’da bulunan bakteriler sebebiyle vücut tarafından emilen bazı  bileşimleri boşaltmada’da yardım ediyor. Aynı zamanda bu bakterilerin kolon ve diğer kanserlere karşı faaliyet gücünü artırmakta son derece etkili olduğu vurgulandı.

Yapılan çalışmada kobay farenin bağırsağına uygulanan algluckoraven enjekte edimi sonucu, bağırsaktan karaciğere giden kan’da alsolfaravan oluştuğu gözlendi.

El-Cezire

Osmanlı bozgunu bitti

Kemal Tahir’in unutulmaz “tesbitlerinden” biridir. Demişti ki:
“Osmanlı bozgunu bitmedi, içimizde yaşıyor.”
Buna unutulmaz bir cümle daha ekleyelim. Gelmiş geçmiş en büyük üç beş romancıdan biri olan William Faulkner’ın lafıdır:

“The past is never dead, it is not even past.”
“Geçmiş asla ölmüş değildir, geçmiş geçmiş bile değildir.”
Bunları bilemeyenler, göremeyenler hem kendilerine hem Türkiye’ye çok vakit kaybettirdiler…

Tarihle bağlarını kesinlikle kopardıklarını, “tertemiz ve bembeyaz bir sayfa açtıklarını” söyleyenler ancak kendilerini kandırdılar. Tövbe, bir de gençliği.
Bizim kuşağın haylaz çocukları, ülkelerini tanımadıkları, geçmişlerini bilmedikleri için Türkiye’yi “yarı feodal, yarı sömürge ve mazlum bir üçüncü dünya ülkesi” sandılar ve hem kendi başlarını yaktılar, hem kör topal gelişmeye çalışan demokrasiyi.
Oysa halk “Osmanlı olduğunun” farkındaydı, kollektif bilinçaltında. Asla unutmamış, vazgeçmemişti. İsteseydi de bundan yüz çeviremezdi, emirle komutla olacak iş değildi.
Bu nedenle de ne alafranga bürokratlara yüz verdi, ne de özenti solculara.
Efendim? Peki ya “Ecevit olayı” mı?
Halk, solcu olduğu için değil, “Kıbrıs’ın bir kısmını aldığı” daha doğrusu geri aldığı için Ecevit’e meyletti! O bile, tam değil, kesin çoğunluk sağlayıcı oranda değil. (Bunu Anadolu’nun gerçek temsilcisi olan Demirel başarabilseydi, partisini meclise “tulum” sokacak oy elde edebilirdi o zamanlar…)
Kore’ye asker gönderilmesine de niçin tepki göstermemişti sanırsınız?
Çünkü uzun zamandır ilk kez “denizaşırı bir sefere” çıkılıyordu, Tahsin Paşa halka Piri Reis gibi geliyordu, tabii bilinçaltında. (Kore işine yalnızca komünistler çok kızmışlardı, kendilerince haklı nedenlerle.) Okumaya devam et

Sevilmek İçin Randevu Alan Çocuk


Uykusunun baldan tatlı olduğu sabahlarda, melek öpüşlerle uyandırılmaz olur.
Anne bağırır:
“Çabuk ol servisi kaçıracaksın! “

Baba kükrer:

“Ne yatmasını biliyorsun, ne kalkmasını!”

Sabahları güneşin doğuşunu bilmez çocuk. Hiç aydınlanmadan kalkar içi. Taze bir sabah, bayat bir günün devamıdır çok zaman.

Her sabah adına yuva denen, adına kreş denen o yere bırakılır. Başkalarının annesinde, kendi annesinin hasretini çeker günboyu. Sabahın köründe “benim annem ne zaman gelecek” diye gözyaşları eker solgun yüzüne dizi dizi.

Akşam ne uzundur. Yuva nice gürültülü.

Sevgilerini konuşurlar efkarlı saatlerde.

“Benim babam beni çok seviyor.”

“Hayır, benim babam beni daha çok seviyor.”

“Hadi ordan, beni hem babam hem annem daha çok seviyor.”
Başkalarının babası kendi çocuklarını çok severse, sanki kendi babalarının sevgisi azalacakmış gibi kavga ederler. En çok sevilen olmaktır tutkuları. Her pazartesi ne kadar sevildiklerinin ispatını yapmaya koyulurlar. Okumaya devam et