İskilipli Atıf Hoca’nın idamı Ergenekon zihniyetinin ilk cinayetidir


Hatay Eski Milletvekili Dr. Mehmet Sılay, 10 yıllık bir çalışmanın ardından İskilipli Atıf Hoca’nın hayatını kitaplaştırdı. Sılay, İstiklal Mahkemesi kayıtlarına kadar yaptığı derin araştırma sonucunda hazırladığı ‘İskilipli Atıf Hoca’ adlı kitabında, Cumhuriyet tarihinin en önemli devlet adamlarından Atıf Hoca’nın idamına dair hukuksuzlukları gözler önüne serdi. Sılay, geniş bir kaynak çalışmasıyla hazırladığı kitapta devrin en önemli fikir ve ilim adamlarından Tahir-ul Mevlevi (Tahir Ongun), Ali Tahmilci, Rıza Nur, Şevket Süreyya Aydemir, Nizamettin Saraç, Cevdet Soydanses, Ahıskalı Ali Haydar Efendi, Bediüzzaman Said Nursi ve Necip Fazıl Kısakürek’in de konuyla ilgili görüşlerine yer verdi. Sılay, “Osmanlının son dönemi ile Cumhuriyetin ilk dönemleri arasında devletin yetiştirdiği ender hukuk adamları arasında yer alan İskilipli Atıf Hoca faili meçhul bir cinayete kurban gitmemiştir, aksine onu devrim kanunlarına karşı gelmekten haksız yere asanlar faili meşhurdurlar. Ergenekon zihniyetinin ilk cinayetidir” diyor. İskilipli Atıf Hoca’nın 4 Şubat 1926′da idam edilişi ‘hukukun intiharı’ olarak nitelendiriliyor.

İskilipli Atıf Hoca ve idamını önemli kılan nedir?

İskilipli Atıf Hoca’yı önemli ve öncelikli kılan, zor yetişen bir ilim adamı oluşudur. Onun hukuk, ahlak ve aksiyon adamı oluşudur. Aslında en sıradanından en şöhretlisine kadar İstiklal Mahkemeleri’nde hüküm giyenlerin cümlesi araştırma konusudur. Çünkü bu olağanüstü mahkemede adalet dağıtan yargıç ya da hukuk adamı yoktur. ‘Eşkıya’ vardır. ‘Asacak başka adam yok mu’ gözüyle bakan sorumsuz eşkıyalar vardır. Çünkü bu mahkemede tarihe gömülmüş Hammurabi kanunlarında dahi olmayan bir uygulama söz konusudur.

DEVRİN EN BÜYÜK ALİMLERİNDENDİ

Belli bir anayasası ve kanunları olan devletin hukuksuz mahkemeleri olur mu?

İstiklal Mahkemeleri’nde avukat yoktur, itiraz yoktur, temyiz yoktur. Şipşak karar ve hemen infaz vardır. Temel insan haklarının kolayca çiğnendiği ve insan hayatının en ucuz olduğu sözde bir mahkemedir. Bilinen tanımlamasıyla ‘sanığın önce idamına, şahitlerin sonradan dinlenmesine’ karar verilen! Endülüs’te örneğine rastlanmış bir mahkemedir. Atıf Hoca’yı idam edenler, bugünlerde darbe yapmak amacıyla derin yapılar oluşturduğu gerekçesiyle yargılanan zihniyetin ürünleridir. Bu kadar değerli bir insanı hukuksuz ve keyfi bir şekilde astılar. Ama tarih böyle keyfi uygulamaları affetmez. Ergenekon zihniyetinin ilk cinayeti İskilipli Atıf Efendi’nin asılmasıdır. Çünkü onu asanlarla bugün yargılanan insanlar aynı zihniyetin ürünüdür. Bir araştırmacı bu konularla ilgili tarihimi şöyle bir gözden geçirdiğinde bunu çok kolay görebilir. Atıf Hoca cinayeti faili meçhul değildi tabii ki ama faili meşhur olduğu kesindir.

Din alimi olmasının dışında onu önemli kılan özellikleri nelerdi?

Atıf Efendi yüksek tahsil yapmış ve Fatih Medresesi’nden icazet (diploma) almış bir köylü çocuğudur. Çevresi için iyi bir örnektir. Daha doğduğu köy olan Tophane’de dedesi Hasan Kethüda’nın yönlendirmesiyle Kur’an’ı ezberlemiş. Amasya ve Antakya gibi bir ilim ve kültür şehri olan İskilip’te de Rüştiye’yi bitirmiş, meşhur Cacabey Medresesi’nde İskilipli Müderris Abdullah Efendi’den ders almıştır. Osmanlı’da medreseler asırlar boyu topluma insan yetiştiren üniversitelerdir. Atıf Efendi ayrıca İlahiyat’ı bitirerek Kabataş Lisesi’nde lisan öğretmenliği yapmıştır. Başta ‘İslam Fıkhı’ olmak üzere 6 ciltlik eser sahibi olan bir hukuk adamıdır.

YARGILAYANLAR: VEKİL VE DOKTOR

Kitabınızda Atıf Hoca’yı yargılayanların hukuk adamı olmadığından bahsediyorsunuz…

Evet. Atıf Efendi için idam kararı verenler hukuk adamları değildir. Mahkeme reisi Ali Çetinkaya ve yardımcısı Kılıç Ali asker kökenli milletvekilleridir. Reşit Galip tıp doktorudur. Yalnız savcı Necip Ali hukuk fakültesi mezunudur. Atıf Efendi için savcının teklifi hapis olduğu halde, Kel Ali’nin ‘salben idam’ (asarak yerine getirilen idam) kararıyla bir haftaya sığdırılan 4 duruşma sonunda, İskilipli Hoca’nın idamı infaz edilmiştir.

DENİZ KUVVETLERİ TAKDİR VERDİ

Fakat yıllarca İskilipli Mehmet Atıf Hoca gerici olarak gösterildi.

Zor zamanların aranan adamıdır. Deniz Kuvvetlerimiz’in en zayıf günlerinde yazdığı “Din-i İslam’da Kuvvei Berriye ve Bahriye’nin vücubu ve ehemmiyeti” kitabıyla ve Fatih kürsüsünden verdiği motivasyonla Deniz Kuvvetleri için büyük miktarda yardım ve halk desteği sağlamıştır. Donanma Cemiyeti tarafından tebrik edilmiştir. Günün en çok okunan dergilerinde Mehmet Akif, Eşref Edip, Ali Şükrü, Bediuzzaman Said Nursi ve Tahirul Mevlevi ile birlikte makaleler yazmış ve halkı birlik ve beraberliğe yönlendirmiş. Bu dergiler Sebilurreşad, Alemdar, Mahfel ve Beyanul Hak’tır. Ayrıca sivil toplum örgütlerinden ‘Cemiyeti Müderrisin ve Teali-i İslam’ derneklerinin de kurucusudur.

YUNAN İŞGALİNE KARŞI HALKI AYAKLANDIRDI

Kitabınızda İskilipli Atıf Hoca’nın gerici olmadığını, aksine Cumhuriyet’in kurulmasına katkı sağladığını, Kuvva-i Milliye’yi desteklediğini belirtiyorsunuz…

O döneme ait belgelere bakarsanız Atıf Efendi’nin ne kadar milliyetçi ve bağımsızlık hayranı olduğunu görürsünüz. 15 Mayıs 1919 günü İngilizler’in siyasal ve lojistik desteğiyle İzmir’e çıkan Yunan askerlerine karşı İngiliz işgali altındaki başkent İstanbul’da ilk protesto girişimi Teali-İslam Derneği adına İskilipli Atıf Efendi ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Taksim’deki İngiliz Büyükelçiliği önünde saatlerce sloganlar atılmış. Yunan istilası, İskilipli Atıf tarafından tel’in edilmiş.

KUVVA-İ MİLLİYE’Yİ DESTEKLEDİ

O dönem Şehzadebaşı Karakolu’nu basıp Türk görevlilerini katleden İngilizlerin baskısıyla Şeyhulislam Mustafa Sabri Efendi’ye Kuvva-i Milliye aleyhine bir fetva yazdırılmıştı. Bütün ulemaya imzalatmaya başladıklarında olayı işiten İskilipli Atıf ile arkadaşı Tahir-ul Mevlevi, Şeyhulislama karşı gelmişler. İskilipli Atıf, Şeyhulislam’a karşı “Kuvva-i Milliye’ye karşı gelmek caiz değildir, günahtır, vebaldir!” diyerek haykırmış ve kesinlikle imzalamamışlardır. Fakat dağıtılmasına engel olamamışlardı. Bu yüzden Tahir-ül Mevlevi, Ziraat Nezareti’ndeki görevinden alınmıştır. Ayrıca İskilipli Atıf Hoca günlük Vakit gazetesinde o dönem bir ‘tekzip’ yayımlamıştır.

Cumhuriyet tarihinde at izi it izine karışmıştır

Ergenekon zihniyetinin yargılandığı, darbecilerin mahkemelere çıkarıldığı, faili meçhullerin araştırıldığı, Dersim, Taksim katliamı gibi olayların tartışmaya açıldığı bir dönemde İstiklal Mahkemeleri’nin masaya yatırılması gerekmez mi?

Tabii ki… Bugün İstiklal Mahkemeleri gibi uygulamalar dünyanın her tarafında kolayca ve rahatlıkla tartışılma imkânı buluyor. Bu tartışmalar ve gerçeğin araştırılması hukukun temellerini de sağlamlaştırıyor aslında. On yılımızı dolduran bu araştırma henüz tamamlanmamıştır. En az bildiğimiz Cumhuriyet tarihidir. Atatürk’e yapılan en büyük saygısızlık ‘Koruma Kanunu’ olmuştur. Devrim ve değişikliklere eleştirel bakmak yasaktır. Övgü ve methiye serbesttir. Bu anlayışın dünyada başka bir benzeri yoktur. Dönemin artı ve eksilerini, doğru ve yanlışlarını bilmek hakkımız. Talimatla tarih yazdırılmıştır bu memlekette. Dolayısıyla at izi, it izine karışmıştır. Aydınların görevi gerçeğe talip ve tercüman olmaktır.

Adalet Müzesi’nde Atıf Hoca köşesi

“Adalet Müzesi çok ibretlik bir yer aslında. Bir Osmanlı at tavlası olan Ulucanlar Cezaevi yüzlerce idama mekan olmuş. Sistem muhalifi biri bakan dört milletvekilinin avlusunda asıldıktan sonra topluca mezara gömüldükleri rivayet edilir. Çünkü onların da mezarları kaybedilmiştir. 2006 yılından itibaren boşaltılan Ulucanlar Cezaevi, Sincan’a taşınmıştır. İskilipli’nin bir ay tutuklu kaldığı tecrit odası bugün ‘Adalet Müzesi’ olan Ulucanlar’da İskilipli Atıf Hoca’ya ayrılmıştır. Onun kullandığı eşyalar bir zamanlar cinayet galerisi olan koğuşlarda sergilenmektedir. Aydınların ve tüm ülke gençliğinin bu işkence müzesini ibretle gezmelerini diliyorum.”

Bahaneleri ‘yasal’ bir kitaptı

Atıf Hoca’nın asılmasına neden olan ‘Frenk Mukallitliği ve Şapka’ adlı eseri, devletin onayıyla mı basılmıştı?

İşsiz ve maaşsız kalan İskilipli Atıf Efendi on yıl içinde elli eser yayımlamayı programlayarak yayınevi kurmuş ve ‘Kader matbaasında’ basılan ilk kitabı ‘Din-i İslam’da Men’i Müskirat’ olmuş. Sonra ‘Tesettür-ü Şer’i’ ve 12 Temmuz 1924′te ‘Frenk Mukallitliği ve Şapka’ eseri yayımlanmıştır. Şurası çok önemli, bu eser Maarif Bakanlığı’nın (Milli Eğitim Bakanlığı) kontrolünden geçtikten sonra yayımlanmış. Ancak, önce Kastamonu nutku sonra da Kasım 1925′te kabul edilen Şapka Kanunu’ndan sonra değişik şehirlerde ‘Şapka gavur serpuşudur. İsteyen giysin isteyen de bizim gibi sarıkla gezsin!’ denilerek Rize Giresun, Erzurum, Bursa, Konya, Kayseri, Maraş, Urfa ve Sivas’ta halk direnişe geçmiş. Bütün isyanların azmettiricisi olarak da Mahkeme Reisi Kel Ali, İskilipli Atıf’ı itham etmiş ve Savcı Necip Ali’nin 5 yıl hapis teklifine rağmen idam kararı verilmiştir. İdam kararından sonra “Ben bu zalimlerle Mahkeme-i Kübra’da hesaplaşacağım!” dediği nakledilir. İskilipli’nin asılması evrensel adaletin intiharıdır ve asıl ona idam kararı verenlerin işledikleri suç “Hiyanet-i Vataniyye”dir.

Yeni Şafak

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s