Arşivler

Kızılderili atasözleri

Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.

Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim, böylece ikimiz eşit oluruz.

Aşkı tanıdığında, Yaratıcı’yı da tanırsın.

Avlayacaksan en zayıf geyiği avla, çünkü sağlam olanlaryeni neslin devamını sağlayacaktır.

Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır. Ruhun meseleleri için siyasi çözümler yoktur.

Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi çarığının içine bak.

Bir düşman çok, yüz dost azdır.

Bir kere “Al şunu” demek, iki kere “Ben vereceğim” demekten iyidir.

Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan etmeyiz, lazım olduğu kadar keser, kestiğimizin hepsini kullanırız. Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek, ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir, bu da bizim kalbimizi yaralar. Okumaya devam et

Göndereni düşündün mü, dertler hediye oluyor

Göndereni düşündün mü, dertler hediye oluyor insana…

Sabır, uçurumun kenarındaki insanla ilgilidir…Uçurumdan uzaklaşamıyor, uçurumdan düşme ihtimali de var. Sabırla orada bekleyecek; tâ ki bir el ona uzansın. Bu durumda sabretmemek felakettir. Sabır, Hızır (as) gibi yetişir, elimizden tutar. Pek çok musibetlerden bizi kurtarır. İnsan pek çok felaketlere, musibetlere uğrayacak bir yaratıktır. Öyleyse sabır ile musibetleri tesirsiz hale getireceğiz. Vücudumuz bir gemiye benzer. Hayat denilen denizde, saadet-i ebediyeye gidiyoruz. Bid’at ve inkâr dalgaları gemiyi sallıyor. Menfaat ve zevkler tayfanın iş yapmasına mani oluyor…

Ben hayatımda bela görmedim diyebilirim. Çünkü bakış açım, o hadiseyi bana bela olarak göstermiyor. “Bunu bana gönderen, Allah’tır… Bu da geçer ya Hû…” deyip rahat ediyorum. Allah çok çeşitli nimetler yaratmış ki, O’nun yarattıklarından faydalandıkça şükredelim diye. Dertleri değil, şükredecek bunca nimeti görmek lazım. Mesela şu anda belediye başkanı bana bir kilo elma gönderse bu hediyenin maddi kıymeti çok küçük fakat ben de dahil bazıları şaşırır, “Belediye başkanı, ağabeyimize hediye göndermiş!..” der. Bu misalden gerçeğe gelirsek; Allah bana okuyan göz vermiş, problem çözen beyin vermiş. Hatta ben felcim; adam yerine koymuş hastalık göndermiş. Demek ki göndereni düşündün mü, dertler de hediye oluyor insana… Çok şükür ki Allah bizi insan yaratmış. İnsanlar içinde İslamiyet’le şereflendirmiş… Ne kadar şükretsek azdır.

  Okumaya devam et

Bilmelisin ki…

ImageShack, share photos, pictures, free image hosting, free video hosting, image hosting, video hosting, photo image hosting site, video hosting siteBilmelisin ki…Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

Bilmelisin ki…Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

Bilmelisin ki…Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nerden geçtiğini bulmak zor.

Bilmelisin ki…Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!

Bilmelisin ki…Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Bilmelisin ki…Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.

Bilmelisin ki…Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.

Bilmelisin ki…Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendini affedebilmesi gerekiyor. Okumaya devam et

Bugün ‘insan’ kalmaya bak

tanidikca ogrenmekBaşarı kitapları kandırıyor bizi. Açlığımızın yönünü değiştiriyorlar. Kur’an’ın istediği başarı öyle birşey değil. Onların sonuç odaklı ‘başarı’ anlayışları, Kur’an’ın nazarında başarıdan sayılmıyor. İzzetli bir duruş lazım bize. Vahye göre hüner; içinde çelişkiler olmayan bir hayat yaşamak, ne pahasına olursa olsun dünyayı kazanmak değil. Her gün okuduğun Fatiha’da dilediğin istikamet (sırata’l-mustakîm) bu. Hani o sapmışlarda bulunmayan özelliğin senin. Hariçte kalmanı sağlayan şey ‘dâllîn’ güruhundan.

Meyveleri hemen istemek acelecilik. Süreci anlamama belirtisi. Burası imtihan dairesi. Sınanıyoruz. Sınanmak, içinde mutluluk garantisi olmayan bir süreçtir.

Çelişkisiz bir hayat yaşamak istiyorsan, sonuçlara odaklanmamalısın. Sonuçlar Allah’ın hikmet elinde. Süreçle olmalı işin. Bugünün hakkını vermelisin ve yarın… Yarın ancak yarına uyandığında işin olmalı.

“(…) vazifemiz hizmettir; vazife-i ilahiyeye karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe yapmamakla beraber, kemiyete değil, keyfiyete bakmak…” bahsi ne hikmetli ders saklıyor bağrında. Bırak kemiyet/nicelik; hayali, dünyanın dışına çıkmamışlara kalsın. Eğer ahireti istiyorsan, sürecin nasıl yaşandığına konsantre ol. Kavgan keyfiyet/nitelik üzerine olsun. Bugün üzerine olsun. Okumaya devam et

Gerçek aşk, dünyevi ve uhrevi saadete taşır

ImageShack, share photos, pictures, free image hosting, free video hosting, image hosting, video hosting, photo image hosting site, video hosting siteMevlânâ Hazretleri, Allah’ın evi olan Kâbe’den daha yüce olan insan gönlünün, dünyevi arzulardan temizlenmesi neticesinde gerçek sevgiye mekân olabileceğini bildirir. Mevlânâ, Allah’ın insanın dış görünüşüne değil, gönlüne bakacağını söyler.

Mevlânâ, diğer gönül sultanlarımız gibi; her türlü kemâle erişin, olgunluğun aşkla, sevgiyle mümkün olduğuna inanır. Zira aşk; hayatın aslı, kâinatın yaratılış sebebidir. Cenâb-ı Hakk’ın, Hz. Peygamber’e; Sen olmasan, Sen olmasan; bu gökleri yaratmazdım hadisindeki hitabı bütün varlık âlemlerinin mayasının sevgi olduğunu belirtirken, bir diğer hadisteki; “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve halkı (varlık âlemlerini ve insanı) yarattım.” ifadesi de insanın yaratılmasındaki yegâne amacın Allah’ı tanımak, sevmek ve kulluk etmek olduğunu açıkça ifade eder. Mevlânâ’nın sevgi anlayışının temelini genel olarak bu iki hadis oluşturur.

Mademki kâinatın yaratılışı da, devamı da sevginin ürünüdür, o hâlde her insan bu sonsuz sevgiden nasibini almalıdır. Ancak bu sevgi azalmayan, tükenmeyen, hiçbir şekilde zedelenmeyen hakiki sevgi olmalıdır. Böyle hakiki bir sevgi; insanı dünyevî ve uhrevî mutluluğa ulaştırır. Toplumdaki huzur ve barış; kötülükten arınmış temiz gönüller bu sevginin eseridir: Sevgi, acıyı tatlılaştırır. Sevgi, bakırı altın eder. Bulanıklar sevgi ile durulur. Dert sevginin feyziyle şifa bulur.

Sevgi, yalnızca sûfîlerin yaşaması gereken bir hâl değil, her insanın nasiplenmesi gereken hayatî bir ihtiyaçtır. Mevlânâ, Allah’ın evi diye adlandırılan Kâbe’den daha yüce olan gönlün, dünyevî arzulardan temizlenmesi neticesinde gerçek sevgiye mekân olacağını bildirir. Nasıl ki Kâbe’de putlara yer yoksa Cenâb-ı Hakk’ın tecelligâhı olan gönülde de başka suretlere yer vermek abestir. Dolayısıyla sevginin mekânı gönle hakikî mahiyetini kazandırmak şarttır: Okumaya devam et

Sevmek söz vermektir

sevmek soz vermekHelal dairesinde tertemiz bir aşk, insanın sevmek hamlığını giderir.  İnsan, Allah sevgisiyle nefes alır; meyve vermeye başlar, muhabbeti hakikat ile bütünleşir. Ana sevilir, kardeş sevilir, dost sevilir, vatan sevilir ve bunun gibi zaruri sevmeler vardır…

Düşünmeli; severken hangi ölçülerde kimi nasıl seveceğiz? Gerçek sevgi ile sevmek, öyle bir hale sokar ki insanı, öfkeler kibarlaşır, atılan adımlar itidalli olur.

Düşünüyorum: Sevmeyi becerenlere helal olsun. İnsan tatlıyı severse yer, gezmeyi severse gezer, öğrenmeyi severse öğrenir. Bütün bunlar sevginin arkasında durmaktır. Sevgisinin arkasında duranlar büyürler… Şairler, sanatkârlar, her hangi bir mesleğin ya da sanatın erbabı, sevgisiyle o var olan meslekte, sanatta ilerleyip büyürler… Aşkta sevgi dağları deldirir. Sevgi ayazlı gecelerde, uzun caddelere, sokaklara, kumsallara meydan okutur.

Sevmek, sevginin sahiciliğini ortaya koyacak donanım sahibi olmaktır. Sevmek, sevginin ayakta kalması için nefreti devre dışı bırakmaktır.

Sevmek, sevginin etrafındaki yaban otlarını ayıklamaktır. Sevmek, söz vermektir; yolda bırakmamaktır. Okumaya devam et

İnsan, aynaya bakar gibi nefsine bakmalıdır

ilahi-takdirİnsan nefsiyle yaşar. Nefis de menfaate ve zevke düşkündür. Böylelikle insan mutlaka hata eyler. Bu sebepten her insan aynaya bakar gibi nefsine de bakmasını bilmelidir. Nefsi ondan ne istiyor, o bu isteklere nasıl cevap veriyor; görebilmelidir.

Bir insanın, kendi kusurlarıma bakayım, demesi büyük bir inkılaptır. İyilik ve hayır âlemine girmesi demektir. Kendi kusurlarını arayan insan başkalarınınkiyle ilgilenmez. Kendi derdine düşer. Nefsin her isteğine boyun eğmemeyi öğrenir. Böylelikle onda yerleşen güzel ahlak, tebliğ vazifesini de yapar.

Ayıpları örtmek güzel ahlaktandır, sevaptır. İnsanın olduğu yerde iyilikler de kötülükler de mevcuttur. Bu kötülükler bazen irade dışıdır; istemeden olur. Bunları örtmek, yüze vurmamak kemâlâttır.

Bir hatıramı anlatayım: Hacı adaylarıyla hacca gittik. Büyükçe bir salonda karyolalar yan yana dizildi. O salonda bulunanların hepsi eğitimli insanlar. Bunlardan bir tanesi herhangi birini tenkit etmeye başlardı. Mesela; “Abdullah’ın şu hataları vardır.” Öbürü; “Celalettin’in daha büyük hataları var” diye anlatırdı. Üstad’ın yakın talebelerinden Ceylan Çalışkan abi yattığı yerden hemen seslenirdi: “Ömer Efendi!” Fırlayıp yanına giderdim. “Ben çok hastayım, ne yapsam acaba?” “Abi, doktor çağırayım, ilaç alayım. Ne buyurursun?” derdim. Tabii o salonda bulunan herkes dikkat kesilirdi; abimiz hastaymış diye. “Ömer Efendi” derdi, “Ben kimsenin aleyhinde konuşamıyorum, acaba ne yapsam?” Hepimiz gülerdik, “Tamam abi, konuşmayacağız.” derdik, yatardık. İnsan başkasını konuşmaya alışmıştır, farkında bile olmadan konuşur. Yine konuşan oldu mu Ceylan abi beni yine çağırıp yine aynı cümleyi söylerdi. Yani konuşanlara dönüp, gıybet yapmayın, haramdır, demezdi. Bu itirazını kadife bir mendile sarıp uzatırdı.

Peygamberimiz diyor ki, “Kim bir arkadaşının ayıbını örterse Allah da onun ayıbını örter.” İnsan düşünmeli. Çok günah işliyoruz. Allah’ın gizlediği çok günahımız vardır. Öyleyse bizim günahları aşikâr etmeye hakkımız yoktur. Okumaya devam et

Yılbaşı neyimiz olur?

Yılbaşı neyimiz olur? Ramazan bayramımız mı, kandilimiz mi, Kurban bayramımız mı?

Biz Muharremlerle, Martlarla başlayan yıllar da biliriz… Ki, hiçbiri böyle şımarıklıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi, efendi yıllardı.

Bu bahsi bu kadarla geçiyor ve Noel Baba‘ya geliyorum: Memleketimize, herhâlde, Beyoğlu‘ndan giren, Haliç‘i atlayarak Fâtihlere, Aksaraylara, sonra Rumeli‘ye ve Boğaz‘ı aşarak önce Kadıköylere, Modalara ve sonra Üsküdarlara ve oradan Anadolu‘ya geçen bu bunak, neyimiz olur? Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı yoksa Avrupalılıktan pîrimiz mi?

İstanbul’un Tepebaşı’ndan Adana’nın Tepebağı’na kadar her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir, necidir?

Bir fotoğrafına bakarsanız Havârîlere, öteki resmine bakarsanız Rasputin‘e benzeyen bu iskambil papazı, aramızda nenin nesidir? Bunu hiç merak ettiniz mi?

Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu:

O, Haçlı Seferleri‘nden kalma bir kılınç artığıdır. O zaman silâhla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor. O, evimize girerken eşeğini kapımızın arkasına bağlayan bir Piyer Lermit‘tir. Kardeşlerini Mukaddes Savaş‘a hazırlamaktan geliyor. Okumaya devam et

Mesleğimiz Uhuvvet Değil mi?

uhuvvet“Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Mesleğimiz halîliye (Allah’ın dostu olan Hz. İbrahim(as)’ın örnek alındığı yol) olduğu için, meşrebimiz hıllettir(çok güçlü dostluktur). Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü’l-esası(en temel şartı), samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder(düşer, alçalır). Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.” der Bediüzzaman.

Yani kardeşlik, kendi nefsani duygularını unutup, kardeşlerinin meziyetleri ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.
Yüce Allah’ın ‘Müminler ancak kardeştirler…’ (Hucurat Suresi, 10) ayetiyle haber verdiği ve müminlerin kalpleri arasında kıldığı kardeşlik bağı, çok derindir, çünkü bu sevgi onların kalplerini dolduran Allah sevgisinden kaynak bulur. Müminler, kalplerinde taşıdıkları Allah korkusu sebebiyle de Allah’ın hoşnut olacağı bir hayat sürmeyi arzu ederler. Aralarındaki sevgi, Allah sevgisi ve Allah korkusu temelleri üzerinde kurulmuştur ve bu sağlam temeller üzerinde yükselir.
Samimi müminler, Allah’ın buyruğu olan ‘hayırlarda yarış’ı benimser. Yüce Allah’a yakın olabilmek için, bu rahmani yarışta gücü yettiğince çaba harcayan her mümin, kardeşine de yardımcı olur. Rabbinin rızasını kazanabilmek için ettiği duaları kardeşi için de eder. Onun da Allah yolundaki mücadelesinde en fazlasını kazanabilmesi amacıyla, samimiyetle destek olur. Okumaya devam et

Podyumların Doğurduğu Şuursuz Örtülüler!

islamda tesetturAllah Teala’nın  yarattığı varlıkların  içinde ahsen-i  takvim olan insanın, latif  yönüdür kadınlar. İçtimai ve ferdi  hayatta  erkeğe nazaran daha hassas ve  duygusaldır. Fıtratı bozulmamış her kadın yabancı nazarlardan sıkılır  ve kendini muhafaza etmek  ister. Bu nedenledir ki  onu yaratan, ona suret veren , onu süsleyen kendisine haram olanlara karşı  vücudunu setr etmesini  emretmiştir.
Bir “inci”  kıymetinden dolayı  denizin en derininde , sedefinde saklıdır. En kıymetli taşlar toprağın en derininde bulunur. Değerli  olan derinlerdedir ,saklıdadır. Gözler önüne serilmemiştir, sergilenmemiştir. Allah Teala  kadına da  Settar isminin tecellisi olarak  tesettürüyle bir kıymet biçmiş,  onu paha biçilmez payelere yükselmesine vesile eylemiştir.

Allah  ( cc) yarattığı kulunun fıtratını en iyi bilendir. Bu nedenle “insanoğluna kadınlar, oğullar ,yüklerle altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ,ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliliğidir. Oysa varılacak güzel  yer  ancak Allah’ın katındadır.”​(1) buyurur.
Demek ki insanın en fazla ilgisini  celb eden  , evlattan ,paradan, arabalardan evlerden ve dünya metaı olan her şeyden daha fazla kadınlardır. Çünkü ayet-i kerimede  nefsin şiddetle arzuladığı şeyler sayılırken evveliyetle kadınlar  zikredilmiştir. Bu ayet tescilli bir gerçektir.
Allah (cc)  tarafından bir imtihan  sebebi olarak sunuldu kadın ve kadının  kendi de bir  imtihandaydı  da çoğu zaman fark edemedi bile. Hz.Adem (a.s) ve Hz. Havva’dan  beri bu böyleydi. Bu imtihanı kaybetmenin bedeli ise cennetten çıkarılmaktı. Okumaya devam et